Gönderen Konu: Koca karia ilacı Hikayesi (Koca Karı ilaçları)  (Okunma sayısı 656 defa)

Çevrimdışı Mustafa

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1687
  • Başarı +0/-0
  • Patron
Koca karia ilacı Hikayesi (Koca Karı ilaçları)
« : Ekim 22, 2019, 10:06:02 ÖÖ »


Knidos kralının kızıydı bu…
Yörenin en güzel kızını, yörenin en zehirli yılanı sokmuştu. Koyu kül renkli, bir buçuk metrelik  bir engerek. Genç kız, acı ve korku içinde yığıldı.

Güzeller güzeli bir kızdı, kralınsa en küçük kızı… İki ablası yakın ülkelerin prensleriyle evlenip yuvadan ayrılmıştı. Sarayın tek çocuğuydu. O yüzden kralın kanı, canı, her şeyiydi.

Yüzü hemen morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu. Kan ter içindeydi. Derhâl hekimler çağırıldı.
Hekimler, sonucu tek cümleyle özetlediler:
– Maalesef!..
Knidos prensesi ölecekti.

Genç kız öleceğini anlayınca babasına yalvarmaya başladı:
– Baba ne olur bir şeyler yap. Yaşamak istiyorum baba! Kurtar beni!
O yalvardıkça, kral kahroluyordu.
Biricik kızı ölüm döşeğindeyken elinden bir şey gelmiyordu. Oysa ne kadar da iyilik yapmıştı.  Halkıyla ilgilenmiş, yoksullara yardım etmiş, hükmettiği topraklarda adaleti sağlamıştı. Tanrılar onu neden cezalandırıyordu? İsyan etti:
– Ey tanrılar, neden ben, neden kızım? Ne kötülük yaptık, hangi sözünüzü ezdik? Sizler bugünler için varsınız. Yoksa yok musunuz?”.
Tanrılardan ses yoktu.

Knidos prensesi ateşler içinde geçirdi geceyi. Yüzü gözü şişmişti.
Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı. Aynaya baktığında saçları bembeyazdı. Çaresiz hekimlere göre prenses akşama çıkamazdı.
Kral kızının başında, Knidoslular da tapınaklarda duadaydı.
O anda bir haber getirdiler:
– Kralım dışarıda bir balıkçı var, prensesi kurtarabileceğini söylüyor.
Kral sözü ikiletmedi:
– Hemen içeri alın! Çabuk!
Gelen Simili* bir balıkçıydı.
Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenliydi. Bekletmediler, hemen prensesin yanına götürdüler. Balıkçı, boynundaki büyük deri keseden tahta bir kutu çıkardı. Ateşler içindeki kızcağızı tamamen soydular. Kutudaki merhemi genç kızın tüm bedenine deri eminceye dek ovalayarak sürdü. İşi bittikten sonra krala dönüp:
– Üzülmeyin kralım! Kızınız ölmeyecek. Vücudundaki şişlikler yarın iner. Sonraki günde de ayağa kalkar.

Merhemin formülü aile yadigârıydı. 
Yöreye özgü otlarla yosunları karıştırıp yapıyorlardı. Bir keresinde Simi koylarında denize giren bir soyluyu, kuyruğunda iğne gibi bir kemik olan çok zehirli bir balık sokmuştu. O balık, çevrenin en zehirlisiydi. Hem onu hem de balığın soktuğu tüm insanları o şifalı merhem kurtarmıştı.

Her şey balıkçının anlattığı gibi gelişti. Şişler indi, ateş düştü, titremeler son buldu. Ertesi gün prenses tamamen iyileşmişti.

Kızıyla birlikte Knidos kralı da hayata dönmüştü.
Emri verdi:
– Balıkçıyı bulun! Bundan böyle ailesiyle sarayda yaşayacak!
Bulup getirdiler. Balıkçı saray hekimleriyle tanıştırıldı.
Kral bir emir daha verdi:
– Bu topraklardaki dağı, taşı, ormanları tarayın. Tüm çicekleri, otları bitkileri araştırın. Denizlerdeki yosunları inceleyin. İlaçlar yapın, insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek.**
                                                                             * * *
Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı işte o gün atıldı. Derler ki, tıbbın babası Hipokrat işte bu adımlardan yola çıktı. Derler ki, tarihin ilk bilimsel farmakoloji merkezinin Anadolu’da kurulmasının nedeni işte bu Simili balıkçıdır. Hatta hatta derler ki, bu şifa dolu topraklar yıllarca Karya Devleti’nin sınırlarında kaldı. Şifalı otlardan yüzlerce tip ilaç yapıp, binlerce hasta iyileştirdiler.

İşte bu yüzden “Koca Karya İlacı” sözü, Anadolu’muzda yüzyıllardır “Koca Karı İlacı” olarak anıldı. Hâlâ da aynı adla anılıyor.


Alıntı...